Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Gün ve Hüzün

(Gerçek yaşanmış bir hikayedir…)

Anne...

Senin yokluğun boğuyor beni buralarda
Bunu asla inkar etmiyorum. 
Masum çiçeklerin koynunda
Sürgün diyarlarda kalan en yorgun bakışlarımla
Ve bütün çektiklerini bu yaralı memlekette eski bir hatıra diye gizliyorum.
Her anın sonsuz bir söz gibi duruyor karşımda 
Her bakışın bir vedayı sürükleyip getiriyor ardından
Yaralı akşamlarda tükenen sabahlar gibi
O vedalar ki hayatı bana yaşanmaz kılardı
Bunu sadece sen bilirdin
Kalbimde doldurulmayacak çukurlar açtığında daha bir depreşirdi beraberce olan umutsuzluklarımız
Bizimle birlikte havada uçuşan bütün rivayetler anlamsız kalırdı çoğu zaman
Red ederdin hayatı çiçekli bir fistan olarak üzerine giyinmeyi
Bahar geldiğinde
Bal gözlerini o suskun dağlara dikip kaç kez öldüğünü ben bile hatırlamazdım…

Ah anne! 
Kapanmış bir çağa gecikmiş ağıttın aslında
Seni anlamayan insanlara sunduğun bir sitemdin
Ne yazık ki filmlerin anlattığı gibi değildi hayatlar
Zaman ayrılıkları peş peşe getirirken senin için
Sen öfkeni bir bebek gibi kucağında saklıyormuşsun
Her gün ona nazlı ninniler anlatıyormuşsun bizden gizli
Onu dağların ardından sırtlayıp
Beyaz bir mendil içinde 
Mezar diye toprağına taşırdın her gün sonrasında
Oysa kalbim, kalbim sadece senin karşında çırıl çıplaktı
Ve sende ağır müebbet yemiş gibi hükümlü
Anne onu saklayamıyordum seni tekrar var etme çabalarım arasında.

O sıralar
Şiirler yazardım kendimce
Defterlere gelişi güzel bir şeyler karalamak tek kaçış yolum olurdu
Türkçe bilmediğin halde sana bu şiirlerimi okumamı isterdin
Ne büyük keyiflikle dinlerdin beni
Kimse olmadığında evde, “o yazdığın şeyleri getir hele” derdin bir mahcubiyetlikle
Başın omzuna düşer ağzımdan çıkan her kelimeyi anlamaya çalışırdın
Yüzün gariplikle içinde kaybolurdu
Bazı yerlerde bildiğin dile tercüme yapardım
Kürtçe söylerken “sen oku ben anlıyorum” derdin
Ben ise; hayatı en başından sorguladığım günlerin eteğinde yeni bir savaşa hazırlardım kendimi 
Sen de o zamanlar beni dinlerken hıçkırığı yarım kalan mevsimlere seslenirdin yutkunarak
Ağıtlar yakardın
Sesin nazlı sabahlara bir isyanla tırmanırdı
Ağlamak istediğin her sefer 
Kendinle başlattığın kavgayı yalnızca ben görürdüm
Bunu şiirlerimin satır aralarına sıkıştırmak sadece tek çabam olurdu
Dipsiz bir kuyunun dibinden seslenmek gibi
Dilsiz ağıtlarına yenilerini bulurdun
Ben de herkesten gizlediğim şiirlerimi
Senin kelimesiz acılarınla büyütürdüm…

Şimdi aradan bir çok zamanlar geçti
Hayli mevsimler devrildi üst üste
Belki yine dönülmez yerlerde bekliyor o çelimsiz gölgen
Belki yeniden o katmerli yaralarını kanatıyorum
Beyaz bir entari içinde mahzunca bekliyormuşsun
Kimbilir bir çayırın ortasında oturmuş yün örüyorsun belkide 
Yumak yumak dolanmış kollarına beyaz yünler
İlk okula giderken bana yünden çoraplar ördüğün zamanlar gibi
Sonra karlarla ellerimi ovuşturup
Üşümeyeyim diye
Eteğine sarardın ardından
Söyle!
Her şey geçiyor da insan unutamıyor mu?
İnce ince kıyımlanmış acılar diyarında 
Işığı söndürdükten sonra anlattığın hikayenin tam ortasında uyumak gibi mi?
Bir daha hiç uyanamamak mı…

Şimdi penceremin kenarında oturmuş yine sana bunları yazarken
Taşmaya hazır gözlerimi İnan görmeni istemiyorum anne!
Kalbimde bir sızı eşliğinde masamda ki kağıtlara inatla yazdığım her kelimeyi annelik iç güdüsüyle hissedeceğini biliyorum
Dökülmeyecek gözyaşlarımı senin yaptığın gibi kimse görmesin diye salı vermiyorum göz çukurlarından
Onları bir gülücükle sen önüme seriver
Parmakların yüzümde yine aynı çaresizlikle dolaşsın
Sana söz veriyorum
Bunu kimseye belli etmeyeceğim anne.

Hatırlar mısın bilmem yine bu mevsimdi
Sanırım Mayıs'ın ilk demleri
Evden erken ayrılmıştık o sabah 
Çok hastaydın
Hastaneye götürüp getirirdim seni
Tüm ısrarına rağmen yine kahvaltı yapmamıştım
Kubbe dağının en uç noktasına geldiğimizde
Genç kızlık günlerin gelmiş olmalıydı aklına 
“Dağ lalelerinin zamanı” sözü bir hayıflanma ile taştı gitti dudakların arasından
Her özlemini yerine getireceğimi bildiğinden fısıldayarak seslenmiştin geçmişine doğru
Hemen arabayı kenara çekmiştim
Gece boyunca yağan yağmurdan dolayı her taraf su, çamurdu
Tırmandığım o yamaçtan sonra laleleri görememenin ezikliğini 
Yüreğime bir ondörtlü kurşunu sıkarak ertelemek istedimse de 
Yapmadım bunu 
Daha yüksek tepelere tırmandım
Her dereye, her kar beneğinin dibine bakıyordum
Bakmalıydım da…
Ne olursa olsun muhakkak seni o çok özlediğin dağ çiçeğiyle karşılaştırmalıydım
Umutsuzluk aklımı bulandırırken
Bir an da kıpkırmızı açmış dağ laleleri sürüsüyle karşılaştığımda diz çöktüm önüne
Meğer belli bir yükseklikten sonra açarmış bu heybetli cesur çiçek 
Soğukların süsü
Bir kucak dolusu topladım senin için
Arabaya getirdiğimde o kadar laleyi görünce gözlerin buğulandı
Konuşamadın
Yanaklarına damlacıklar sessizce indi
Ve o gün onları hiç bırakmadın yanında 
Yeni doğmuş bir bebek gibi kucağında taşıyarak eve getirdin
Bir sürahiye eskilerde ki gibi hamarat ellerinle yerleştirdin
Güneş görebilecek şekilde odanın en güzel yerine koydun
Dokunmaya hiç kıyamazdın ki!
Onlarla konuşur gibi karşısına geçip saatlerce seyrederdin
Yapraklarını dökünceye dek ilgilenmekten vazgeçmedin
Bir gün onlar da seni yarı yolda bıraktıklarını anladığında
Suskunluğun gittikçe perçinlendi.

O günden sonra sana benzettiğim asil çiçeğin rengini yazmak boynumun borcu saydım artık 
Aranızda ki sevgiyi nasıl anlatacağım diye tam iki yıl bekledim 
Balkonumuz da yaz akşamlarınının rüzgarını dinleyerek
İçinde ki sancılarla birlikte 
Kırık dökük geçmişini senin içli suskunluklarınla harmanlayıp
Hep yanımdaymışsın gibi duruşunla
Kalbin duracakta her an devrileceksin yere korkusuyla
Acılara kurduğun yurdundan tüm dünyaya seslenerek!
Sarfedeceğim her kelime kurşun tesirinde olmalıydı 
Asla ıskalamamalıydım bu hikayede ki gerçek ağrıyı
11 sayfalık “gün ve hüzün” ortaya çıktığında
Sen çoktan öte diyarlara almış başını gitmiştin
O çiçeklerin güzelliğini yanına alarak hem de
Bir nisan sabahı
Bir nisan anne!
Yorgun ayakların bedenini taşımadığını sabahla anlamıştım evden çıkarken 
Bakırköy devlet hastanesinde
Oysa.!!! 
Son sözün beni topraklarıma götürmezsen iki elim yakanda olur dedikten sonra
Ansızın dökülen bir yağmur altında 
Nede olsa herkes kendi yurduna gömülmek isterdi
Sana bu yazdıklarımı eskiden gibi sana okuyamaya fırsatım olmadı anne !
Bağışla beni ne olur 
Gizleyemediğim gözyaşlarımı da…
Nerden bilebilirdim ki “ölüm” denilen ayrılık gelip girecek aramıza
Bunu bir kusurum olarak sayma
Ne olur beni affet anne!

Zaten sen gittiğinde ben sen de kalmıştım…

TİMUR INCE
(anneme ve dünyada ki tüm annelere…)



YORUMLAR

  1. Murat

    12.05.2019 18:04:25

    Timur üstadı tanıyan biri olarak söylüyorum. Büyük yıkımlar geçirdiği halde kişiliğinden ve çizgisinden taviz vermeden ayakta durabilmiş ender rastlanacak birisi. Onu güçlü yapan yazdıkları ve eserleridir. Allah rahmet eylesin anneye

  2. Sevgi

    12.05.2019 17:41:04

    Kaleminize yüreğinize sağlık. Yaşadığınız acı çok büyük annenizin mekanı cennet olsun. Rabbim size de bol sabırlar versin inşallah. Allah kimseye böyle acılar vermesin diyoruz ama kaçınılması imkansız bir son bu... Hayatımda ilk defa bir şiir bu kadar yüreğime dokundu ve hıçkırarak ağladım...

  3. Necdet Akboğa

    12.05.2019 17:31:54

    Öffff Yaktın beni be üstad...Bir yetim olarak başımı koyacağım ana Kucağı ararken başım gözyaşı ile ıslandı. Durup dururken nasıl bir gözyaşına boğuldum. Anası olanların duygularını bilmiyorum ama olmayanlar bana sorsun. Uzun zamandır bu kadar ağlamadım. Nerdesin ana...

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>