Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Malatya'yı sansürle fethedemezsiniz...

Timur İnce yazdı...

 

(SESLİ MAKALE)

 

Artık alışmamız mı lazım yoksa gerçekleri yazarak bir şeylerin değişeceğine inanmamız mı gerekiyor bilemiyorum. Sık sık dile getiriyorum şu Malatya kökenli sorunları, getiriyorum da duyan kim? Farkındayım siyasiler bundan pek hoşnut değiller. Hakkında iyi dilek, olumlu yazılar yazmama rağmen Selahattin Gürkan'ın sosyal medyada yine de beni engellemesinden kurtulamadığım gibi…

Bir yönetici, hemde Malatya gibi büyük şehir belediyesinin başında ki en yetkili kişi neden sosyal medyada “engellemek” gibi daha çok ergenler arasında yaşanılan, küçük ayrıntılara takılır yada tenezzül eder bu da ayrı bir sosyolojik travma.

Yoksa sosyal medyasını kullanan kişi/zat her neyse kafasına göre şekillendirip aklınca fişlemeye mi çalışıyor insanları? Ona bu soruyu bilakis sormak isterdim.

Neyse başlayalım yine sıfırdan anlatmaya.
Merhaba Malatyam!
Merhaba benim kadim şehrim.
Tekrar merhaba sana!
Yutkunduğum kent, anlattığım, ağladığım, hüzünlendiğim yerler…

Bu duygu, bu “sıfırdan başlama” kaygısının altında yatan ana gerekçelerim kalabalık aslında. Sokağa çıkıyorum, köyleri, mezraları dolaşıyorum vatandaşın ruh halini, satın alma gücü, bankalara borçlanması ile diğer gündelik rutin hayata dair sorunları gördükçe; bu can sıkıcı hâl bana egemen olmasın diye “belkide böyle olmalı, hayat akışı bu şekilde, düzen bunu gerektiriyor” diyerek şokluyorum kendimi.

İnsanların yüzüne yansıyan sadece ay'ı nasıl bitirebilirim endişesi. Zamlar, artan fiyatlar, akaryakıt pahalılığı, diğer yandan okul, çocuk masrafları, kira, şişkin gelen faturalar, ele geçen ücretin yetersizliği her şey; bir parça öyle ya da böyle, ileri ya da geri değişmiş olmaması ciddi bir ekonomik sıkıntılar olduğuna işaret ediyor.

Şehrimin yöneticilerini eleştirmek aslında pek haz etmediğim bir konu. Eminim ki onlar da böyle olması taraftarı değiller. İsterdim ki her şey güllük gülistanlık olsun. Sonsuz bir düş olsun mutluluk. Değil işte… Belediyelerin borçlanması, ekonomik bir darboğaza saplanmaları, pervasızca lüks, israf, rant-ihaleler derken gelinen nokta ortada. Balçıkla güneş sıvanmıyormuş. Bıçakla keser gibi tüm çalışmalar nasılda bir anda kesildi. Ve zincirleme bir reaksiyon olarak vatandaşın cebine yansıdı bu olağanüstü karışıklık.

Farkında mısınız hiç bir yetkiliden “çıt” sesi yok. Mahalli seçimler öncesi bol kepçeyle verilen vaatler, baraj yapacağım sözleri, su göletleri, asfaltlanacak veya yapılması gereken yollar her şey askıda şimdilik. Sebebi de belediyeler tasarrufa gittiği gösteriliyor.

Onca umut bağlanılan, çetincevizdir denilen, sindirilmesi zor bir demir leblebi gözüyle bakılan, asla teslim bayrağı çekmez aksine direniş hattı oluşturur ve tüm siyasi akridatisyonlara boyun eğmez, başkaldırır diye umut veren başkan sosyal medyada, şurda burda milleti engelliyor.

Bu muydu?

Unutmayın ki serhatlar şehri Malatya'yı sansürle fethedemezsiniz!

Geri tarafta teşkilatlara bakıyoruz, bu gerçekleri kabul etmeme dürtüleri yok mu? Bakıyorumda hala arkamızda “şu parti var” rahatlık ve konforundan hiç ödün vermeden, toplum sentezi ile ilgilenmeyen, ilkesel politika yerine hala popülist siyaset yönteminde ısrar eden ofsayt biçimleriyle ne kadar çözüm üretebilecekleri düşündürtmüyor değil. Hiç bir deneyim, duruşu siyasi kabiliyeti bulunmayan muştalara ikram edilen koltuklarda bir korkuluk gibi oturmakla zannediyorlar ki onlar olmazsa memleket yıkılacak. Bazı ilçe başkanları mesela: kendine hayrı olmayan, eğitimsiz, kimlik sorunu yaşayan, tutarsız, kim hangi kafayla onları oraya koymuşsa… sormadan edemiyor insan. Yani komutla iteleme ile düşük bir vizyonla bunlar hangi bio'siyaset üretimine katkı sağlayacağı da ayrı tartışma konusu.

Yakında bazı ilçe başkanları kızağa çekilecek. Yerine gelecekler de aynı fraksiyonda isimler. Bir korkuluk yerine başka bir korkuluk. Potansiyelsiz, vasıfsız pasif algoritmalar siyaseti kalitesizleştirip vebalı hale getiren en talihsiz atamalarla git gide süreç daha da zorlaşacak ve tıkanacaktır.

Gelelim birde “Vatan-Millet-Reis-Sakarya” edebiyatı ile kamufle olmuş kompradorların pusuya yatarak “hangi ihaleden bize de kemik düşer” beklentilerine… Bir iştahla sadece para araklamak için bekleyenlerin hayal kırıklığına çakılmaları da aslında çok sevindirici bir durum. Nasıl olsa belediye kasaları boş. Ne sana ne bana misali. Onların beklentileri çöpe gittiği için de iyi ki belediyeler iflasta diyorum bazen. Arslan payı aralarında pay edilecekti olmadı, ne kadar acı bir tablo değil mi?

Bazen umut ışığı görür gibi olduğumu söylemek isterdim. Eminim ki sizlerde söylememi isterdiniz. Yeşilyurt belediye başkanı Mehmet Çınar'ın sosyal medyayı ne kadar kaliteli kullandığı haricinde iyi bir gelişme yok gibi. Bir de Doğanyol belediye başkanı Hakan Bay'ın nazik, kibar yaklaşımı, tertemiz üslubu taktire şayan.

Böyle olunca hayatı, çevreyi, doğayı, insanı ve siyaseti kısa sayılmayacak bir süre düşünmeye, sorgulamaya, tanımaya veya tanımlamaya, yazmaya odaklanıyor insan. Engel teşkil eden tüm kavramları sırf okura ulaştırmayı sağlayacak olan “tarafsız ve bağımsız” basının oluşturulması için çabalarımızın bir parçası sayılan yazılarımızın gerekli yerlere ulaşması da bilahare toplumsal diyalog için çok önemli.

Kendimize saygı duyarak yapmalıyız bunu. Yaşadığımız coğrafyanın tüm reel kolektif argümanlarıyla ilgilenerek, adil davranarak, hukuk ve anayasadan izin alıp, hak-hukuk ve özgürlük konularında hassas davranan, yeri geldiğinde acımadan eleştirmeyi bilmek, yeri geldiğinde övgüye mazhar bir değer yargısı ortaya koyarak; “siyasi güç değil halk özgürlüğü”ne önem veren özlemlerimiz, memleket halleri sıraya girmeli. Ama TV kanallarında ortaçağ klişe zihniyetini aratmayan açık -aslında kapalı- oturumları, felaket haberlerini izledikçe ya da örnek olacak insanlara yer vermekten çok gazeteci dostların sansüre direnen haberlerini okudukça, trollere meydan kaldığı bir ortamda; onların yarattığı vahşete tanık oldukça konu dönüyor dolaşıyor yine sokakta ki vatandaşa geliyordu.

Sahiden ya, sokakta ki vatandaşla kim ilgilenecek? Onların isteklerini, hissettiklerini, içinden geçenleri kim yazacak, kim takip edecek? Tabiki böyle bir yöntem şimdilik yer almıyor.

Malatya'da da böyle. Doğru düzgün bir medyamız yok aslında. Yalnızca güçlükler içinde yaşayan birkaç haber sitesi, siyasi partilerden reklam aldıkları için hakkında tek kelime edemeyen bir kaç absürt gazete, standartları düşük bir iki TV kanalı ve tabiki sosyal medya…

Bu yüzden atlanılan, yer verilmeyen yada pas geçilen şehrimizin o kadar çok hikayesi var ki! En önemlisi de ayakta kalmaya kararlı şehir felsefesini ısrarla yere devirmek isteyenlere rağmen direnen kıymetli gazetecilerimiz de var, yok değil. Gerisi! Gerisini boş verin demiyeceğim. Onlar binbir zorlukla, riskleri göze alarak, her an alınkonulma şüpheleri altında işlerini yapan, yazılarını yazan ülkemiz şartlarında gittikçe genişleyen sansüre rağmen gönüllü ve “tamamen duygusal” birer memleket yandaşlarıdır.

Ama sansürcülerin, yazıları, makaleleri sabote etme konusunda ustalaştıkları bir gerçek. Baktı olmadı sosyal medyada engellemekle tüm deformansyonu saklayacağını zannedenler, yani kaba-ilkel sansürün yanı sıra şimdi halka gerçekleri anlatmakla yükümlü gazetecilere “vasatın egemenliğini” dayatan zihniyet şehre hangi renkleri getirmesini bekliyorsunuz?

Şehrimizin pek kıymetli siyasileri birazda halk eksenli siyaset yapmayı deneyin artık diyorum. Kalıplar, klişeler, egolardan bir kurtulun, soyutlanın bence. Pozitif bir ortamı hep beraber oluşturabiliriz. Negatif programlar ise vatandaşın gönlünde cisimleşir. Millet ve ümmet doktirini üzerinden vatandaşa, medyaya gerekli saygıyı gösterip “işte değişmez gerçek, işte serbest piyasa, işte çağımızın değişmez mutluluğu” sosuyla siyaseti doğru bir denklemde servis edebilmeliyiz. Farklı bir üslup kullanmaya zorlayın kendinizi. Mesala Cumhurbaşkanı Erdoğan'a “fındık taban-tavan fiyatı uygulamasını getiriyorsunuz da kayısıya neden yok! Kayısının başı kel mi? TMO fındık alıyorsa kayısı da alır” konusunu gündeme taşımak inanın zor değil. İktidar, muhalefet partisi fark etmeksizin sözüm ortaya. Sadece bu soruyla başlayarak halkın gönlünü fethedebilirsiniz. İnce bir tüyodur benden size.

Sonuç çarpıtılmış gerçeğin, yalanın yanı sıra vasatın egemenliğinden şehrimizi çekip çıkarmak olacaktır.

Yazarları, gazetecileri engellemek çözüm değil, çözüm; bir türbülans yaratıp, bu tür alışagelmiş dayatmaların arkasındaki gerçeğe ulaşmak için kalıcı formüller üretmektir. O vakit bir şeyleri başarmış olacağız. Sizce de makul ve gerekli olan bu değil mi?

TİMUR İNCE
Menfaatler ötesindeyim. Beklerim.



YORUMLAR

  1. SÜHA

    30.09.2019 10:00:26

    Timur bey hakikatli kaleminiz için sizi kutlarım. Malatyanın cesur kalemi size selam ediyorum.

  2. Doğan

    30.09.2019 08:50:33

    Şimdiye kadar gazeteci olmadinizki bundan sonra gazeteci olasınız yolun sonu yemezler bayat konu bilip bilmeyen gazeteci olmuş korkuz insan gazeteci olur menfaatleri biten. Gazeteci olmaz

  3. Abdullah

    29.09.2019 11:46:14

    Sayın timur elinize sağlık,yüreğinize sağlık,gerçekler bazı insanların her zaman menfaatlerine dokunmuştur.malatyamızın bu vasat siyasetini ve gidişatını yazmanız takdire şayandır,yazlarınızı ilgiyle takip ediyoruz.teşekkürler.

  4. rüya bu yaa..

    28.09.2019 20:20:34

    ilginç dün gece rüyamda selahattin gürkan başka bir partiyemi geçiyor yoksa bağımsız aday mı oluyor...ak parti büyük harflerle hacı uğur polati büyük şehir belediye başkanı olarak ismini açıklıyor.

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>