Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Sanatçıların sağcısı solcusu

Timur İnce yazdı...

 

(Sesli Makale)

 

İstanbul seçimlerinin iptal edilmesinin gün yüzüne çıkardığı en önemli sonuçlardan biri de medya ve sanat hayatından bazı isimlerin “her şey güzel olacak” hastagı üzerinden iktidar partisi Ak partiye tavırlarlarını açıkça göstermeleri oldu. Böylece hangi sanatçının iktidardan yana sağcı-muhafazakar hangilerinin sol düşünceye meyilli, liberal, İmamoğlu'nu destekleyen irhakı içinde olduklarını da öğrenmiş olduk.

Bir sanatçı politik kimliğini dışa vurabilir. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz, herkes fikrini açıkça beyan etmekte özgürdür fakat askerlere moral için sınır karakoluna giden sanatçıları sert bir dille eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener'in neden o sanatçıları linç ettiği sorusu aynı istikamette sorulması gerekiyor.

Yada Kürtçe şarkı söyleyeceğim diyen Ahmet Kaya'ya o gün çatal kaşık fırlatanların bu gün eşitlik, özgür haklar, demokrasiden dem vurmaları da ayrı bir ironi.

Geri tarafta “Her şey güzel olacak” diyenleri tükenmez kalemle isim isim listeleyip sosyal medya sayfalarında fişlemekte Türkiye gerçeğiyle örtüşmeyen bir durum.

Her şey güzel olacak” diyenler listesinde yer alan ünlülerin 15 Temmuz'da böyle bir temenni için organize olmadıkları da ciddi ciddi şekilde sırıtıyor.

Gezide'de bunlar yine helezon yaylı bir mekanizmayla sahaya fırlatıldıdiyenlerde çoğunlukta…

Türkiye Gazetesi yazarı Cem Küçük köşesinden “Bedel ödeme kültürü ve sanatçılar” başlıklı yazısında defaatle iktidar ve Erdoğan'a cephe alanların bundan böyle hükümet yanlısı kanallarda iş verilmemesi ve bedel ödemeleri gerektiğine vurgu yaptığı yazısında; onuru, haysiyeti varsa teklif götürülse de onların bu kanallarda iş almamasını ve bu konunun takipçisi olacağını söyledi.

İşine gelince toplumun sesi olup ortalıkta yazıp çizen sanatçılar, bu ülkenin bedeller ödediği, bu ülkenin evlatlarının bayrak için can verdiği günlerde neredeydiler ? Neden sessizdiler diyenlerden tutun…

Sanatçı sanatçılığını bilecek, siyasi görüş neyine senin, otur şarkını söyle, dizini çevir paranı cebine koy, git bir tatil köyünde kankalarınla birlikte takıl, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmak haddine düşmez diyen bariz seslere kadar duyduk.

Yani böyle travmatik bir toplumsal çelişkiyle karşı karşıyayız.

Kısacası İstanbul'da seçimlerim iptal edilmesinin psikolojik ihalesi eş zamanlı olarak sanatçılarda kaldı dersek yerinde bir tespitte bulunmuş oluruz. Sanatçıların bu tepkilerini canşırah şekilde eleştirenlerle, “of canıma değsin iyi yapmışlar” diyenlerin sosyal medya üzerinden hesaplaşmasına dönüşen trol kavgasının 23 Haziran'da yapılacak seçimlere nasıl etki edeceği de ayrı bi'merak konusu.

Böylece 31 Mart yerel seçimleriyle birlikte belkide ülkemiz tarihinde ilk kez sanat camiası mensuplarının rengini açıkça belli ettikleri “bizim mahallenin adamı, karşı mahalleden” şeklinde interaktif gerekçeli kutuplaşmayı beraberinde getirdiği artık netleşmiş oldu. Ona göre artık herkes kendi tarafında olanların sanatıyla ilgilenecek metaforu ortaya çıkmış oluyor. Kendi tarafında yer alan isimlerin dizilerini seyredecek, bizden olanların müziklerini dinleyecek şayet değilse dizisi, çektiği film, söylediği şarkı ne kadar başarılı olursa olsun sırf kendinden olmadığı için dışlanacak, vizyonda filmini boykot edip, müzik albümünü satın alınmaması gerek yeni bir santrafor saflaşma modeli ideolojik anlamda hayatlarımızın ortasına balıklama atladı bile.

Bundan böyle arabanın teybinde bir müzik çalıyorsa önce şarkıyı söyleyen sanatçının siyasi karnesine bakacağız, bizdense tamam geç, değilse canı ceheneme. Ne hali varsa görsün diyeceğimiz bir tablo duruyor önümüzde.

İktidar partisi Ak parti ise; sanatçılara tepkisi şöyle!. Diyor ki; “Türkiye özgür ve demokratik bir ülke. Herkes görüşünü ortaya koyabilir. Sanatçılar bir aday etrafında ideolojik bir kümelenme yapmak yerine, görüşlerini tek tek ifade edebilselerdi bunda bir beis yok ama açık taraf tutmak, onların sanat kariyerine de çok büyük fayda sağlamaz.”

Ak partili yetkililer tam olarak böyle derken Nevşehir belediye Başkanı Rasim Arı sosyal medya hesabından; -ben onlara gösteririm, bir daha konser, tiyatro, festivallerde “her şey güzel olacak” diyenleri belediyenin düzenlediği hiç bir etkinliğe sokarmıyım, bak görün gününüzü- açıklaması tekrar ortamı germeye yetti. Bu açıklama iktidar cephesi tarafından son derece olumlu karşılanırken, karşı mahalle bundan hiç geri kalır mı? Tamam biz de sizinkileri İzmir'e, Ankara'ya, Mersin'e, Antalya'ya bakın alıyor muyuz karşılığı çok geçmeden sürece dahil oldu.

Reste rest, kısasa kısas bir düello izliyoruz son günlerde.

Sizinkilerden kasıt ErdoğanAK Partiye yakınlığıyla bilinen sanat camiasından önemli isimler. Öyle de AK Parti yanlısı diye atıfta bulunan isimlerden herhangi biri çıkıp “her şey güzel olacak” tagına katılan isimlere muhalefet olacak bir açıklamada bulunmamaları da kafaları karıştırıyor. Nerde bunlar deyip soruyor sürekli birileri. Bir dönem sarayda Erdoğan'la selfi çekmek için sıraya giren Orhan, Sibel, Zerrin, Ajda, Yavuz, Fuat Güner, Alişan, İbo, Musti gerçekten ortalık böyle yıkılırken neredeler sorusunun müdavimi olmuyorlar mı?

Elde kaldı bir Tuğba Ekinci… Karşı mahalleden şarkıcı, oyuncu, komediyenlerden oluşan yaklaşık 300 kişilik listede yer alanların aldığı politik pozisyona karşı tek bir Tuğba Ekinci'den sesi çıktı. O da pek bir önemi olmadı zaten.

1500'lü yıllarda W.Shakespeare'in bir sözünü hatırlattı bana bu yaşananlar. “Bütün dünya bir sahnedir ve kadın erkek herkes ancak birer oyuncu, sıraları geldikçe, ya girer ya çıkarlar.

Savundukları görüş yanlış veya doğru olsa da seçim satıhını önemli bir avantaja çevirmeyi başardı sanatçılar. Öyle bir reklam yaptılar ki tv'lere milyon akıtsalardı aynısını yapamazlardı. Bakın seçimden çok sanatçıların takındıkları tutum konuşuluyor bu gün. Binali Yıldırım -Ekrem İmamoğlubir tık geride kaldı. Boşa dememişler reklamın iyisi kötüsü olmaz. Medya, sanat camiasının kenarından sadece bir kereliğine geçmiş, hiç kimsenin tanımadığı, dublör, figüran, makyöj, üçüncü sınıf ses sanatçıları dahi bir anda kıymete bindi. Ayşe Barın gibi adını kimsenin duymadığı menajerlerin kast Ajansı yöneticisinden çok meğer elinde tuttukları sanatçı kitlesini nasıl yönlendirebileceğini öğrendik.

Buraya kadar her şey tamam!

Herkes kendine göre bir yerden sonra haklı diyelim. Bir ordan, bir burdan gelen karşılıklı açıklamalar havada uçuşuyor. Sanatçılarda, iktidar partisi de ülkeyi asıl kurtarıcı misyonu yüklenmiş lokomotifler olduklarını düşünelim bir an! Asıl benim söylemek istediğim başka, soruyorum “halk kimin umrunda?” Halkı kim düşünüyor? Sanatçılar dediklerimiz hepsi parayla oynayan tipler, boğaza karşı pahabiçilmez ultra lüks villalarda uyuşturucu partisi düzenleyen zengin, varlıklı oligark hepsi. Siyasiler zaten anlatamaya gerek yok, hepsinin tuzu kuru! Nasıl olsa Devlet baba arkalarında milyonluk bir ihale aldıysa tamamdır, yedi ceddine yeter. Bir vekilin altında ki arabayla Anadolu'da sıradan herhangi bir köy rahatlıkla bir kaç yıl geçinir. Futbol dersen bir takımın bütçesi maşallah sanki hazine kasası gibi! Çok uçuk rakamlardan behis ediliyor. Mağdur olan halk, soğanı 25 liradan alıp akşam yemeğinde az kullanayımda çok gitmesin diyen halk, ucuz biraz zerzevat almak için semt pazarını 5 kez turlayan yine halk, asgari ücrete talim edende, simit çay ile günü kurtaranda, alın terinin karşılığını alamayan, ezilen daima halk!

Göreceksiniz yarın öbür gün Bergüzar Korel yine ATV'de dizisi oynayacak, bir de kocası gibi biri vardı, neydi adı, onunla işte… Tarkan AK Partililere konser verecek, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz bizim mahalleleri eğlendiren şovlar düzenleyecekleri muhakkak. İyi-kötü polis oyununu bilen bilir. Cem Küçük'e gelince ya bunları bilmiyor yada sistemin bir parçası. Tüm bunlar halkı morfinlemek için düzenlenen içsel operasyonlar, algı mühendislerinin halka sunacakları suni gündemlerle mesafeyi kat etme programları. Düşünün yarın herkes kolkola, halk tüm bu rantın, ihtişamın faturasını ödeyecek araçtan başka bir şey değil. Kimse kusura bakmasın sanatçılar da-siyasiler de hiç samimi değil. Onlar götürecekleri mevalenin peşindeyken bizler sadece kendimizi boşuna burada paralıyoruz. Hiç yere birbirimizi kırıp döküyoruz. Merak etmeyin halktan başka hiç kimseye bir şey olmayacağının sözünü buradan ben veriyorum size.

Bu ülkede sanat, futbol, cemaatten, siyasetçilere kadar her şeyin lobileştiği, artık dış güçler mi dersiniz, ideolojik gruplaşma mı, kader birliği mi bilmiyorum herkes bir şekilde örgütlenmiş, organize hareket ediyor veya yeri geldiğinde aynı sesi çıkarabilme özeliğine sahipler. Öyle yada böyle herkes bir şekil yolunu bulmuş. Herkes sırtını bir yere yaslamış, hayatını, hatta torununun torununun hayatını dahi garanti altına almışlar. Sorarım şimdi, peki ya halkın?

Bu ülkede bir daha gerçek halka, vatandaşa, namusuyla, şerefiyle ekmeğinin peşinde sokakta ki insana acıdım. Hiç bir şeyden haberi olmayan bii onlar. Sanatı da, siyaseti de, sporu da gırtlağına hem kadar çamura, yalana, ahlaksızlığa batmış hemde parayı götüren onlar. Varın siz ne derseniz deyin, ne sayarsanız sayın! İstediğiniz kadar beni kötüleyin, arkamdan küfredin, senin-benim partin, takımımız, sevdiğimiz sanatçı diye bağırın çağırın. Bilmiyorsunuz! Yok yok umut yok, vallahi de bilahide yok! Olan halka oluyor işte.

Son olarak sanatçılarımızın da sağcısı solcusu yok, para nerdeyse kimdeyse onun yanında. Bir İmamoğlu rüzgarı var o tarafa geçtiler, tüm mesele bu!

TİMUR İNCE



YORUMLAR

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>