Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Dünya Büyürken...

Timur İnce yazdı...

 

SESLİ MAKALE 

 

 

DÜNYA BÜYÜRKEN DEV PROJELER VE DİJİTAL HÜKÜMETLER 

1980'li yıllar… Samsun Bafra'lı heyecanlı bir genç çelikten daha dayanıklı fakat hafif ve kullanışlı polimerden bir silah üretir. Seri üretimi için bir kaç başvuru yapar. Türkiye'de öyle bir şansı yok. Üstelik başına gelmeyen kalmaz. Projesini alıp Avusturya'da bulunan akrabaları yanına gider. İlk olarak “Glock” silah fabrikasına sunar ve derhal kabul edilir. Bugün sırf hafifliği, X-ray'dan geçtiği inanışı, çürüme paslanma yapmayan polimer malzemenin kullanışlı olmasından ötürü dünyada 6.5 milyon adetlik satış grafiğine ulaştı!

Bu paragraf burda kalsın gelelim asıl konumuza…

*

Güçler, egemen güçler, süper güçler, küresel güçler, monarşiler, demokrasiler, teokrasiler, oligarşiler, bir koyundan iki post çıkarma düzenleri hepsi tüzel anlamını son bir iki ay içersinde yitirdi. Ne politikacılar, ne akademisyenler, ne baronlar, ne bankerler, ne siyasi kontluklar ne de façoz kıralıkların bir anlamı kaldı. Çünkü dünyayı doktorlar yönetiyor. Mevcut iktidarlar her ne kadar ön plandaymış gibi görünselerde dünya sağlık kurulunun belirlediği algoritmaların dışına çıkamıyor kimse. Tuhaf değil mi? Bir gün doktorlar dünyayı yönetecek denilseydi kaç kişi inanırdı.

Aslında kısmen mevcut tüm sistemlerin iflas ettiği gerçeğiyle yüzleşti dünya. Onun için bundan sonra kurulmak istenen dijital krallıkta herkes söz sahibi olamayacak mesela. Sadece belli kurum, kuruluş ve şirketler dışında her ülke bu yeni dünya platformunda kafasına göre hareket edemeyeceği korona salgını ile tescil oldu.

Dijital hükümet! Tüm sorun bu bence. Geçiş aşamasının sancıları bunlar. ABD'nin silahlarının, Osmanlı at ayak seslerinin, güneşi batmayan Angol-Sakson kırallığının, Slav zekasının, Sami'lerin başarısını, Asya çekik gözlülerinin hamasetini yapmanın artık hiç bir anlamı kalmadı. Bir yazılımla işinin bitirilebileceğini kabul etti tüm dünya. Yada yapay bir virüsle nasıl diz çöktüğünü, teslim bayrağını çektiğini herkes gördü.

Rusya'nın elinde ki 400 milyon adet kalaşnikof tüfek, ABD'nin elinde ki 11 bin adet skut-patriot füze rampası, Kuzey Kore'nin dağ altlarına doldurduğu panzer silahları, İsrail'in “demir kubbe” gök savar savunma sistemi, İtalyan'ların o zarif tasarım Beretta tabancaları bir anda saf dışı kaldı.

*

Japon kamikaze savaşçıları ikinci dünya savaşından sonra 30 yıl boyunca saklandıkları ormanlardan dışarı çıkmadılar. ABD'ye karşı ikinci bir intihar saldırı emrini almak için o kadar uzun süre beklemişlerdi. Köpek, yılan, kertenkele, sincap yiyerek hayata tutundular. Hatta şu sıralar çoğumuzun ön yargılarla baktığı mutfağının bu tür ilginç menülerle şekillenmesi bundan.

*

Çin” dediğimiz hegemonyayı oluşturan her birey yıllarca sadece pirinç lapası yiyerek, 12 metre karelik evlerde oturarak geldiler bugüne.

Almanlar ikinci dünya savaşı yenilgisinden sonra halk 10 yıl bir fiil patatesten başka yiyecek bir şey bulamadı. “Patates savaş yiyeceği” sözü buradan gelir ve Almanlara aittir.

Amerika diyoruz bazen…

Kuralları olan bir ülke, her şey periyodik kurallar içinde gerçekleşir. Tarım, sanayi, politika, iş ve sosyal hayat bütünüyle kuralların eksiksiz işlediği dev bir ahtapot olarak düşünebilirsiniz. Amerika'da bir gazeteci çıkıp gizli servislerini zorda bırakacak haber yapamaz, imkan var mı buna? Çünkü başına korkunç işler gelir. Her türlü hukuk, demokratik, insani haklarını kullanabilir, iktidarı eleştirebilir, muhalefet yapabilir ama devletin bir kaç genel damarına asla ve asla dokunamaz. Birleşik devletleri kadrosu ve çıkarlarına zarar veren en küçük çıkış dahi düşman'i tavır hatta vatan hainliği ölçüsü kabul edildiğinden burada herkes haddini bilmektedir.

Bizde ki “MİT Tırları” meselesinin deşifre edilmesi Suriye'de ki tüm politikalarımızdan vazgeçmek yada değiştirmekle orantılı bir pozisyon oluşturduğu unutulmamalı…

*

Türkiye'mi? Cumhuriyet sonrası korkunç bir hata yaptık ve o hatanın cezasını çok çektik, daha da çekeceğe benziyoruz. Cumhuriyet döneminde uçak, silah, otomobil fabrikalarına kadar teşebbüsler kuruldu. Menderes hükümetiyle birlikte, Amerika'nın Eisen-Hower doktrinine bağlı olarak “ben sana daha ucuz veririm” mantığı devreye girdi. Bunun yanında “Marshall yardımları”, Amerikancılık sevdası, Amerikan malı silah, teknoloji, teçhizat yaşantımızın her alanına girmesi izledi. Elimizde ki tüm üretim merkezlerini durdurmuş başta ABD, Avrupa ülkelerine bağımlı hale gelmiştik. Nerdeyse tüm fabrikalarımıza kilit vurduk. Amerika ve Avrupa'ya bağımlılığımızı ilan etmekle ondan sonra ki iktidarların aynı sisteme bağlı kalmasının faturası ne Sanayi ne Tarım ülkesi olamamakla ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Sistemin temeli o gün bir kere çarpık atıldı. Başarısız avukatlar, batmak üzere olan iş adamları, bir makama gelmiş kişilerin kendi eş dost-akraba-yakınları kim varsa önemli mevkilere doldurduğu çürümüş bir siyaset şekli eş zamanlı olarak türeyince işler iyice raydan çıktı. Çünkü ülkemizde siyaset tüm kapıları sonuna kadar emrine açıldığı bir mecraydı. İyi, kaliteli, başarılı siyasilerimizi tenzi ederek bir çoğu zarar, ziyanlarını telafi etmek, yeni rant kapıları yakalamak, toplumda söz sahibi olmak, devlet ve bürokrasi de etkili olmanın yolu siyasi bir köşeden tutmaktan geçtiğine inanarak siyasette yer alıyordu. Milli hassasiyeti taşıyan, yetişmiş, başarılı kalifiye elemanlarımızı ise NATO gladyosu infaz ediyor; Özal'lar, Eşref Bitlis'ler, Muhsin Yazıcıoğlu'ları bu ülkenin “Millilik” kavramını savundukları için bedel ödemiş kahramanlarımızdır. Az onların belirlediği çizgiden çıktığımız vakit muhtıralar, darbelerle ülkeye ayar çekiyordu birileri. CIA'nın FETÖ darbe girişimi daha dün değil miydi?

Pek parlak olmayan siyasi geçmişe sahip siyasi aktörlerimiz bu sebeplen uzun vadeli politikalar üretemedi, günübirlik siyaset ile sadece hamaset yaparak günü kurtarma ve birde devlet imkanlarından faydalanmak gibi küçük hesaplar sonunda nerdeyse tüm sorunlarımızı ıskaladık. Örnek eğitim sistemimiz son 18 yılda 20 kez, 80'den itibaren 43 kez değişmiş. Ne acıdır ki gelinen nokta ihaleci müteahhitlerden başka elimizde bir şey yok.

İşte Recep Tayip Erdoğan faktörünü değerlendirmeyi de yine bu çarpık sisteme kaptırdık. Bir yandan başarısız ekibin etrafını kuşatarak Erdoğan başarılarını her halikarda yavaşlattığı bir süreç, diğer yandan ulusal kıskacın ağzından kurtulmak için gösterdiği mücadele derken 18 yıl geçti gitti aradan. Dünyanın hangi yerinde içerisinde bir kaç siyasi parti çıkarmış bir başka parti vardır? Erkan Mumcu'nun ANAP'ın başına geçmesi, Abdüllatif Şener'in bir siyasi parti gibi muhalefeti, başbakanlık görevinin altın tepside sunulduğu Ahmet Davutoğlu yeni bir siyasi harekata yönelmesi, eski ekonomi bakanı Ali Babacan'ın yine farklı bir siyasi fraksiyonla ortaya çıkması, “kardeşim” dediği Abdullah Gül'ün yeni bir parti kurmak için arayışta olduğu nerdeyse çeyrek asırlık zaman da, küçük hesaplı bürokrat ve siyasetçiler ile fikir üretemeyen daha çok yalaka dediğimiz kimliksiz siyasilerin elinde eridi gitti. Erdoğan gibi korkunç siyasi metaforlara sahip bir lidere -içerden- vurdukları darbeyi belki 50 yıl sonra fark edeceğiz.

*

Dijital hükümet kavramı bu yüzden önemli ve bu fırsatı da ne yazık kaçıracağız. Amazon, Google, YouTube, Twitter, Facebook gibi devlerin nasıl tüm piyasaya sahip olduklarına bakılırsa yerimizi görmekte zorlanıyor insan. Bu gün merdiven altı üretici konsorsiyumlarını dahi satın alıp ağlarına dahil ediyorlar. Ardından günde milyonlarca kişiye hitap eden ellerinde ki sosyal medya analitik mecralardan reklamını yapıp ürünlerini istediği şekilde satabilme yetkisi elde ettikleri dev mekanizma karşısında hangi araçla karşılık vereceğiz bunlara?

Gün gelecek sen bir bakkal, sokak arasına tatlıcı, yada çay ocağı açamayacaksın noktasına geliyor iş. Ancak Amazon'un bir cep şubesi olursan yaşam imtiyaz hakkı elde edebilirsin. Google izin verirse pazar bulabileceksin. YouTube olmadan tek bir gofret satamayacaksın yönüne evriliyor dünya. Facebook istemezse kımıldayamayacaksın yerinde. Tüm bilgilerin, fotoğrafların, sanal kimliğin hepsi adamların ellerinde. Sistem böyle oluşturuldu. Yeni devrimi dijital sermayeler yapacak? Geçenlerde İstanbul'da “GETİR” diye sanal bir taşıma şirketi kuruldu. Güya Turkcell'in diyorlar ama az biraz araştırdım altından neler çıktı neler. Belki insanlarımız “aa ne kadar güzel, iğneden ipliğe her siparişi ayağımıza getiriyorlar” dedirten bir konsept fakat Koronavirüs'le eş zamanlı ortaya çıkması biraz düşündürücü! Kim bunlar, zamanlama, arkasında hangi uluslararası sentez bulunuyor? Bazen evine teslim edilen malzemenin fiyatından çok benzin harcayan bu şirketin gelecek ile ilgili yüksek tirajlı sezgilerini görebilen var mı şimdiden?

Über, Çiçeksepeti, Yemeksepeti, Bitkoin, Trendyol, Uyap, diğer dijital paralar, telefon uygulamaları ve sanal Siteler derken adım adım dünya dijital hükümete doğru gidiyor.

*

Japon'lar kadın erkek, çocuklar günde 18 saat çalışarak, sadece günde 4 saat uykuyla… Yemeden içmeden, yada fare, kedi, köpek, yılan ne bulurlarsa yiyerek bugün dünyanın en büyük endüstriyel alterlerine sahip oldu. Sırf Toyota dünyanın en büyük otomobil grubu.

Almanlar 10 yıl sadece patates yiyerek sanayide korkunç devrimler gerçekleştirdi. Mercedes'i üretip tüm dünyaya satıyor. Mercedes başlı başına bir dünya devi zaten. Alman ekolünü, Nazi çizgilerini, Prus-Germen disiplini ve gücünü dünyaya kabul ettiren, adeta tüm insanlığın taktir ettiği, önünde saygıyla durduğu en büyük felsefe.

Amerikalılar 2'ci Dünya harbininin kaderini değiştiren “Normandiya çıkarması”ndan sonra sanayide hızla büyüdü. Bugün APPLE şirketinin değeri dünyada 48 ülkeden büyük. Sadece ABD'nin bir tek şirketinin sermayesi düşünün 50 ülkeye eş değer.

Çin Yerkürenin üretim lokomotifi, 900 katrilyon dolarlık dev bir fabrika artık.

Ne yazık, üzülerek söylüyorum ki Türkiye olarak bizim elimizde hiç bir şey yok. Biz hangi araçla dijital dünyanın bir parçası olacağız? Hangi yazılım, hangi küresel sermaye, hangi marka, hangi iş alanında ki başarımızla… Hangi öz sermaye, hangi banka ile, hangi felsefe, hangi doktrin, hangi beyinlerle…

Bir Selçuk Bayraktar ile olmaz ki bu savaş. Yeni-yepyeni argümanlara ihtiyacımız var. Farklı bir katsayı geliştirmeliyiz…

Biz Japon'lar Çin'liler kedi köpek yiyor diye onları yaftalayıp dururken adamlar ellerinde Bond çantalarla, boyları 1,50'lik kamikazeler dünyayı, ürettiği ürünlerle fetheden bir illumunatosal düşüncelerine karşı koyacak bir silahımızın olmaması iç karartıcı değil mi?

Kore, tamam ikiye bölündü ama ellerinde çok güçlü bir sanayi donanımı bulunuyor. Bu gün güneylilerin Samsung'u dünyanın en büyük teknoloji devleri arasında.

Bizde ki Medya dersen tamamen çürümüş. TV yayınlarına bakıyorsun, insanın midesi bulanıyor. Kimisi iktidarcı, iktidarcı olmayanlar düşman kesilmiş… Bir kutuplaşma, ön yargılar denizi… Ekranlarda hep aynı yüzler, aynı gazeteciler, aynı düello ve başlıklar etrafından dönüp dönüp milletin beynini sünger haline getirmekten başka ne veriliyor bu insanlara. Allah aşkına yok mu bu ülkeyi, bu devleti gerçekten seven, siyasi bir görüşe bağlı olmaksızın, gerçek manada milli değerleri ve milli bir hisle sahiplenecek biri yada birileri. İlla ki bizim mahalleden yada sizin taraftan mı olacak?

Ortasındakiler? Yani sizden bizden olmayanlar… Onların duyguları düşüncelerine kulak asmayacak mıyız?

Bakın, dünya kabuk değiştiriyor ve biz buna hazır değiliz, şartlar, üretim imkanları, tüketim mekanizmaları her şey saf değiştiriyor ve elimizde değişen yeni dünyada kendimizi savunacak bir kalkanımız yok diyorum. Kendimize gelmeliyiz Beyler yada onlar büyürken biz ilkel, babadan kalma yöntemlerle kendimizi kandırıp duracağız.

O gün, Samsun Bafra'lı o gencin hayallerine sahip çıkacaktık. Glock bizim olacaktı. Bari aynı hatayı bundan böyle yapmayalım. Beyin göçü diye bir şey hızla devam ederken; diğer taraftan dünyanın yeni metodlarını kaçırmadan… Kendimizi kendimiz olarak, ilklerimizle, tarihimiz ve yaşam kültürümüzle dünyaya kanıtlamanın tam zamanı. Bunu da kaçırırsak… Eyvahlar olsun bize!

TİMUR İNCE



YORUMLAR

  1. Mehmet SUNA

    05.06.2020 07:33:40

    Timur bey mükemmel bi yazı olmuş. Tek kelimeyle tebrikler.

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>