Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

İstanbul'da İngiliz istihbaratı

 

(Bir İngiliz ajanının sır dolu ölümü!)

İngiliz istihbaratı...
Dünyanın en tehlikeli istihbarat birimi olarak bilinmesi 1960'lı yıllara kadar devam etmiştir. Osmanlının yıkılması, Arap devletlerinin Osmanlı'ya karşı organize şekilde isyan boyutunda ayaklanması ve Osmanlı'yı çöküşe götüren bir çok realite daha İngiliz ajanlarının bölgede ki profesyonel üstünlüğünün sonucudur.

Harbi umumide bilhassa Arabistan'da birçok entrikalar çeviren ve o koca ülkelerin Türkiye'ye karşı isyanını ve bugünkü halini temin eylemek hususunda büyük roller oynayan özelikle Şerif Hüseyin ve ailesinin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı isyanında kritik bir rol oynayan İngiliz ajan ve stratejist Thomas Edward Lawrence'in bu konuda ki rolü büyüktür. Bir ajan gerçeğine değinmek için, deniliyor ki Lawrence Arap gibi giyiniyor, Arapça konuşuyor, deveyle seyahat ediyor, beş vakit namazını kaçırmıyor, bazen cemaat önünde müezzinlik dahi yapıyordu.

Daha sonra İngilizler bu şöhretini İsrail'li MOSSAD'a kaptırınca çareyi MI6'dan iç birim olarak MI5'i çıkarmakta buldu. Yani ABD'nin dış istihbarat birimi CIA var ilken iç istihbarat birimi FBI gibi. Türkiye'ye gelince şu sıralar her ne kadar MİT'ten (Milli İstihbarat Teşkilatı) başka istihbarat birimimiz yok denilse de, Ortadoğu gibi karmaşık bir denklemde ki konumumuz, üstelik Asya ile olan Türkçülük bağımız, kuzeyimizde ki kızıl-dev Rusya'ya karşı her an hazırlıklı ve tetikte yer almamız, Avrupa ile sürekli didişmemiz icabıyla sadece MİT'in üstesinden geleceğini düşünmek hata olur. Belkide MİT sadece vitrin görevi görüyor. Neyse, fazla derinlere girmeyelim.

Konuyu şuraya bağlamak istiyorum. Geçen günlerde İstanbul'un göbeğinde Eski İngiliz askeri istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier'in ölümü bir çok gizemi beraberinde getirdi.

Özelikle şu bir kaç soruyu kamuoyu adına sormak gerekecektir.

Yabancı servislere ait istihbarat elemanları istedikleri gibi İstanbul'u bir üs olarak kullanabiliyorlar mı? Veya öldürülen İngiliz ajanı İstanbul'da ne işi vardı? Ne işi vardı konusunu hadi geçtik bir de beyefendi gelmiş İstanbul'da yaşıyormuş. Kaç yıldan beri hemde? En önemlisi de MİT'in içişler bakanlığının bundan haberi var mı?

Koca bir bilinmezlik içinde bildiğimiz tek şey; ajanların eskisi yenisi olmaz. O halde görevi başında aktif bir İngiliz ajanı İstanbul'da hangi avın peşindeydi, bir avcı olduğu belli olan İngiliz istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier'in ölümü şayet aydınlatılırsa bir çok kritik bağlantısı muhakkak çözüme kavuşacaktır. Bu, İngilizlerin bölgede ki terör faaliyetleriyle ne denli bir irtibatı bulunduğuna da delil olabilir. Belki çevre illerde görev yapan diğer İngiliz ajanların ülkemizde ki ikmal ve dinlenme noktaları tespit edilmesine kadar... Yada ülkemizde yabancı ajanlara muhpirlik, yardımcı istihbarat aparatlığı ile haber toplama hücreleri kim varsa hepsi deşifre edilebilir.

Türkiye'deki 15 askeri üste yaklaşık 10 binin üzerinde Amerikan askeri ve bunlara bağlı askeri istihbarat birimleri var. Demek oluyor ki ülkemiz tam bir ajan cenneti. Yol geçen hanı cümlesini kullanmak abes kaçsa da maalesef kimlerin giriş çıkış yaptığını tam olarak tespit etmek çok zor.

O halde Le Mesurier'in ölümü ülkemizi fazlasıyla ilgilendirmek zorunda. Bu adam emekli bir asker ama önceki görevi İngiliz Özel Kuvvetleri'nde çalışmış. Emekli olduktan sonra İngiltere'de kurulan özel bir şirket vasıtasıyla bir süre Suriye'de faaliyet göstermiş. En son 2016'da kendi ekibinden 7-8 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir operasyonda deşifre olunca bir nevi kızağa çekilmiş. Bu bir istihbaratçı için kötünün en iyi halidir. Dolayısıyla da bu adam bir şeyler üretmek için daha önce çalıştığı konumlarla ilgili çok iyi bir adres olan İstanbul'a gelmiş. Yerleşmiş oraya. Yani Suriye'deki faaliyetlere yönelik elemanlanma çalışması içinde olduğu kesinlik kazanıyor. Böyle olunca Rusların ağına yakalandı.

Çünkü açığa çıkmış bir ajandan bahsediyoruz. Bu tür adamlar açığa çıkınca psikolojik olarak ülkesine, ait bulunduğu kurumuna faydalı olmayı sürdürmek isterler. Özel şirketler kurup, ki; “Beyaz Baretliler” olarak bilinen yardım kuruluşunun başında yer almasıyla, bu kez faaliyetlerini açıktan sürdürürler. Açığa çıktığı için Ruslar muhtemelen peşindeydi. Bunu bi kenara not edelim.

Bir de bu tür adamlar müthiş zeki insanlar olduğunu göz önünde bulundurursak, “Beyaz Baretliler” faliyetleri altında özelikle Suriye'de nitelikli insanları tespit edip, ajanlaştırma çalışmalarıyla kaç eleman devşirdi, bu devşirdiği elemanları hangi yabancı servislerine pazarladı? Devşirilen elemanlar dünya üzerinde hangi operasyonlarda kullanıldı? MI6 dev bir kapalı kutu. Parolası “Her zaman gizli!” Yani ajanlık yapabilecek, saldırılarda, çatışmalarda bulunabilecek potansiyeli olan her türlü adamları tespit etmek, bünyelerine dahil etmek, kazanmak bu tür adamların işi. Buna portföy oluşturmak denir. CIA, MOSSAD, BND, MI6, MİT'te böyle yapıyor. Hatta EL-MUHABERAT bile...

Deniliyor ki; Suriye mültecileriyle birlikte 700 civarı EL-muhaberat elamanı mülteci kılığında gelip ülkemize yerleşti. Çoğu İstanbul'da. Kayseri, Malatya, İzmir, Erzurum, Diyarbakır ve Urfa ağırlıklı bulundukları iller arasında. Özelikle Urfa'da ciddi istihbarat akışı sağladıkları; ABD, İsrail ve Rusya'nın bunlardan ne denli faydalandığını şu an bilemiyoruz. Düşünün ki ülkemize savaş mağduru, mülteci diye aldığımız Suriyeliler ülkemizde kontrespiyonaj faaliyeti içindeler ve bu kapsamda tespit edilmeleri de çok zor. Çünkü tespit edilse bile, adam “Ben mülteciyim, mağdurum, savaştan kaçtım, casuslukta nedir?” der işin içinden çıkar ve hiç bir müdahale yapamadan gideriz.

Düşünün savaşta ülkesini kaybetmiş Esad dahi ülkemize yüzlerce ajanını yerleştirmeyi başardığına göre, ingiltere, ABD, Almanya, İran, Rusya'nın bu konuda haddini nasıl aştığını söylemek devede kulak kalır.

İstihbarat ve istihbarat üstünlüğü böyle bir şey işte. Nasıl yabancı servisler gelip ülkemize çulunu serip kelle avcılığı yapıyorsa aynı şekil Türk istihbaratı da istihbarat ve imha faaliyetleri içinde olduğunu bilmenizi isterim. Beyrut, Fransa, Almanya, Belçika, Lübnan, Güney Kore, Orta Asya Türk devletleri, Kafkasya en etkili olduğumuz ülkeler. Bunun yanında İran'la yıllardan beri karşılıklı bir ajan avı içinde olduğumuz unutulmamalı. Kökleri Uğur Mumcu suikastine dayanır bu istihbarat kavgasının ve iran Türk ajanlarını yakalayıp idam etme konusunda nasıl pek maharetli ise Türkiye'de ABD'yle pazarlık konusu yapmakta o kadar maharetli. Sadece Çin ile herhangi bir ajan edebiyatımız yok. Geri tarafta Almanya en çok Türk ajanlarından korktuğu için 24 yıl boyunca Bawyera'da aynı fabrikada aynı iş boyunca BMW arabaların ön kaputunu monte eden Türk işçisini yakın markaja almış, ajan olduğu şüphesiyle takip etmiştir. Türk işçisi emekli olup memleketi Kayseri Tomarza'ya yerleştiği halde Türkiye'de de izlemeyi sürdürmeleri kadar bu konuda hassaslar. Öyle ki; 2'ci dünya savaşını başlatan Adolf Hitler'in Türk ajanı olduğu efsanesi Almanya sokaklarında çok yaygın bi inanıştır. Padişah Abdülhamit han direkt bağlı bir ajanı kabul etmekteler. Hitler Bosna Hersek'li müslüman bir ailenin çocuğu. Oradan Macaristana ve en son Demir yumrukla Almanya başına geçiyor. Gerçek adı İsmail adilov olan Hitler tüm Avrupa'yı önce parçalamış ve cehenem hayatı yaşatmasıyla bilinir.

Le Mesurier yine dönersek; kağıt üstünde İngilizlerin MI6'ya çalıştığını söylemek çok zor. Bir casus anlamına gelmez aslında. İngilizler böyle bir adamı, geçmişi kirli ve açığa çıkmış ajanlarını İstanbul'da tutmalarının sebebi, Suriye'de güçlerini kontrol etmek için olsa gerekti. Zaten açığa çıkmış bir eleman diğer faaliyetlerine zarar verebilecek bir adam olduğuna göre gözden çıkarılmış demektir. En vefasız meslektir diyebiliriz istihbarat elemanı olmak. Açığa çıktığın an üzerin derhal çizilir. İmha edilme ihtimalin her zaman daha yüksektir. Bunun için adamlarını Rusların radarına yakalanmasını sağladı İngilizler. Çünkü bu adam deşifre olmuş ve bitmiştir. Yani hiç bir değeri kalmamış. Diğer elemanları ortaya çıkmasın diye Rus KGB'nin kucağına attılar ve Ruslar İstanbul'da ajan işi bir şekilde infazını gerçekleştirdi. Çünkü istihbarat bekleyen bir ajan zararlı ve sakıncalıdır. İngilizler asla buna müsade etmez. İngiliz aklı bu olsa gerek. Bir adamını verip belki onlarca adamını bölgede aktif kalmasını böylece sağlamış aldılar. Böylece kaç James Bond'un hedeflerini güncellediklerini bilemeyiz. Bunlar böyle işte, bir adamla ülkeler fethetmeye alıştıkları için, 1 koyup 10 almaya müsait yapılarından dolayı Ortadoğu'yu 100 yıl içinde bu stratejilerle halaç pamuğuna çevirmeyi başardılar.

TİMUR İNCE



YORUMLAR

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>