Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

İstanbul Sözleşmesinin beka sorunu

Timur İnce yazdı...

 

 -SESLİ MAKALE-

 

İstanbul Sözleşmesi beka sorununun birçok nedeni var: imzalanırken ayrıca analiz edilmediği… Dönemin siyasi kültürünün böylesine hassas bir konuya ilgisizliği, kurumların vizyon ve cesaret eksikliği, halkla olan diyalogda kullanılan eksik kavramlar ve söylemlerin anlaşılmaz olması, konuyu didikleyecek yeterli uzman-akademisyen elemanın dahil edilemeyişi İstanbul sözleşmesini bu gün içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Tartışmasız en önemli neden ise siyaset ve medyanın konuyu gündemin merkezine al(a)maması. Bu gerçek Türkiye'nin olaylara bakışı, değerlendirme ve genel kodlarıyla bağdaşma noktasında yetersiz olduğu ölçülerini gösteriyor.

Geçenlerde KADEM çıkıp dedi ki; “İstanbul sözleşmesine karşı olanlar yobazlardır! Nokta…” diyerek kesip attı. Bu vahim söylem beraberinde yeni bir kutuplaşma fitilini de ateşledi. Yobaz sınıfının kadın haklarına tahammülsüzlüğü üzerinden, zaten ortamın bunca gergin olduğu bir zeminde KADEM siyasi şov yapmaya hazır hissediyor kendisini şeklinde okuyabilirsiniz.

Çünkü dünya kabuk değiştirmeye hazırlanıyor. Gelecek ile ilgili bazı önlem paketleri reaktife edilirken kültürel mirasına, ahlak ile ilgili yeni arayışlara giriştiğini, sistematik olarak genç kuşağı elinde tutma gayretlerine karşın ülkemizde KADEM gibi feminist kuruluşlar “yobazdır” şeklinde toplumu kutuplaştırmakla meşgul olduğu bir dezavantajı süreci içinde savruluyoruz. Oysa araya giren korona krizi bir yana, global çağa rağmen dünya yeni argümanlar üretmek konusunda tam gaz ilerliyor. ABD ile Çin arasında yaşanan ekonomik savaşta, gerilimin merkezinde de aslında kültürel değerlerine sahip çıkmak mücadelesi yatıyor. Avrupa ülkeleri, Japonya, Hindistan hatta Afrika ülkeleri dolaylı olarak bu savaşa dâhiller. Türkiye'nin hiçbir endişe duymadığı, geleceğini yapılandırmada elinde İstanbul Sözleşmesinden başka bir programı yok. İstanbul Sözleşmesi denilen hükümler ise şimdilik alenen aileyi parçalamayı hedef alan ve LGBT haklarını meşrulaştırmakta önemli bir araç olmaktan başka bir şey değil. Yani İstanbul sözleşmesinin kadına şiddeti önleme aygıtı olarak biz/ler tartışaduralım diğer yandan elimizde ki genç nüfusu kaybetmek üzere olduğumuzdan kimse söz etmiyor. “Z” kuşağının içinde bulunduğu buhran gündemi meşgul etmeye başladı bile. Görünen o ki, önümüzde daha sarsıcı hikayeler bizleri bekliyor.

Avrupa'da Polonya'nın sağcı hükümeti, kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırlanan İstanbul Sözleşmesi'nden çekileceğini duyurdu. Türkiye'de de AKP hükümeti ‘Türk aile yapısına zarar veriyor' diyerek sözleşmeden çekilmek istiyor ama kadın örgütleri ise ısrarla sözleşmenin tam olarak uygulanması için çağrı yapıyor, protestolar düzenliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kızı KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar İstanbul sözleşmesini bir imtiyaz olarak gördükleri halde yine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın başında bulunduğu TÜGVA yerli ve milli bir sözleşme yapılmasını savunuyor.

Aynı fraksiyonda sivil toplum örgütleri dahi bu denli zır düşünce içindeler.

Ülkemizde tüm bu gelişmeler yaşanırken Katolik Polonya'da iktidardaki sağcı hükümetin Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro, düzenlediği basın toplantısında, sözleşmenin “ebeveyn haklarını ihlal ettiğini… Çocuklara cinsiyet eğitimini zorunlu kılan maddelerin tepki çektiğini” ifade ettiğinden sözleşmeden çekilmek istedikleri halde ülkemizde sözleşmeyi savunan KADEM başta olmak üzere birçok kadın örgütleri savunucu hamiliğini üstlenmektedir.

Avrupa Hun Devleti, I. Göktürk Devleti, II. Göktürk Devleti, Uygur Devleti, Avar Devleti, Hazar Devleti, Büyük Selçuklulardan… Anadolu Selçuklularına, Osmanlı'dan sirayet ederek Türkiye Cumhuriyeti devletine kadar gelmiş tarihi köklerimizde, kadim bir aile yapısını sürdüren köklü bir toplum olarak; bizler… Henüz 2011 yılında Avrupa birliği giriş maddeleri arasında yer alan İstanbul sözleşmesiyle mi aile yapısını koruyacağız? Sorusunu önümüze getiriyor.

Binlerce yıllık süregelen Türk örf adetlerini daha dünkü çocuk KADEM ile bir kaç feminist grup sırf istiyor diye değiştireceğiz öyle mi?

Geçin bunları…

Kadına şiddet, aile içi şiddetin önüne geçiyoruz dayatmacılığı ile çalıştırılmak istenen sözleşme içeriği kadın-erkek arasında meydana getirdiği “cinsiyet çatışmasının” motor görevini görürken; diğer yandan imzalandığı günden itibaren kadına şiddet ve kadın ölümlerinde ciddi bir patlamanın olduğunun istatistik verilerinin sözleşme ile bağlantısı göz önünde bulundurmalıyız. Yani İstanbul Sözleşmesi ile birlikte tam tersine kadın ölümlerinin neden arttığının incelenmesi gerekiyor. Evine, ailesine, çevre ve dinamiklerine bağlı kadını sözleşme tüm soyut bağlarından güçlü şekilde koparılma statüsü sunmakta. Böylece kadın; anne, evin hanımı, eş konumundan bir an da İstanbul Sözleşmesinin biçimlendirdiği bir mağdur objeye dönüştürmesi ile bütün sosyal toleransının aslında yok sayıldığı, oradan cinayetlere varan kötü sonuçlar karşımıza çıkarıveriyor.

Ayrıca Kadın Hakları denilerek sözleşme maddeleri içine gizlenen LGBT haklarını kabul ettirmekle alakalı ahlaksal değerlerden içi boşaltılmış bir sözleşmeden bahsediyoruz.

Bazı marjinal çevreler sözleşmenin feshine dair tehditkar açıklamaları da beraberinde getirdi. AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş'un İstanbul Sözleşmesi hakkındaki, “Nasıl usulünü yerine getirerek imzalanmışsa, usulünü yerine getirerek sözleşmeden çıkılır” sözlerine Antalya Kadın Platformu'ndan tepki geldi. Antalya Kadın Platformu üyeleri yaptıkları basın açıklamasında iptalin kadın cinayetlerini arttıracağı uyarısında bulunuldu. Şayet İstanbul Sözleşmesi tüm haklarıyla tedavüle girerse bırakın yuva kurmayı, aile oluşturmayı, iki cinsiyet (kadın erkek) arasında başlayacak hukuki, sosyolojik ve psikolojik çatışmaya hazır olun derim.

Acil bir şekilde sözleşmeden çıkılması gündemin ana konusu haline gelmesi gerekiyor. Avrupai düşünce sisteminin sonucunun yapacağı tahribatı sanırım hâlâ tam olarak kavramış değiliz. Konu siyaset üstü bir konu ve polemik yapılmaya dahi uygun değil. Dün aile kuramı nasıl işlediyse bırakın aynı formatta devam etsin. Avrupa Birliğine giremeyeceğimize göre, Hristiyan bir toplulukta Müslüman bir ülke olarak varlığımızın kabul görmeyeceği sisteme tabi olmaya çalışmak kendimizİ ancak ateşe atlamak anlamına gelir ve bu da bize zarar verir.

Matbaanın, buhar makinalarının bize geç gelmesinin bedellerini ödedik. İstanbul sözleşmesini de ilk kabul eden ülke olma bedelini ödemeyelim şurada. Kendi aile yapımızı ıskalama gibi lüksümüz yok. Özelikle son yıllarda Beka sorunu jargonunu o kadar çok kullanıyoruz ki asıl beka sorunu lakin İstanbul sözleşmesinin kendisidir. Başlı başına kocaman bir fiyasko. Aile genetik yapımızın bu sözleşme maddeleri dâhilinde parçalamasına teslim olmamalıyız. Şayet bekaya karşı bir mücadele gerekiyorsa buyurun İstanbul Sözleşmesi ortada. Bir Sema Maraşlı ile olmaz bu mücadele, Türk aile-örf-adet ve kadının değerini bilen herkesin bu mücadeleye dâhil olması elzemdir artık.

TİMUR İNCE



YORUMLAR

  1. Mehmet

    19.08.2020 23:12:37

    Timur hocam şu yazdıklarınız Aile ve sosyal politikalar bakanımıza öneri ve tavsiye kalitesinde emeğinize sağlık

  2. Hakkı Kalkan

    08.08.2020 15:06:06

    İslam her şeyin hakkını vermiştir. Kadınında çocuğuda yaşlınında. O yüzden kimse var olan birşeyi aramanın derdine düşmesin. Ne zaman kuranı rehber eden bir ülke oluruz o zaman her yerde her şeyde adaleti görürüz. Kendi evine hanımına çocuğuna söz geçirmeyip güç yetiremiyenlerin yapdıkları sözleşmelerle çıkardıkları kanunlarla toplumu ve insanlığı düzeltemezsiniz. Çar naçar şeriata dönecek bu toplum

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>